9 Aralık 2015 Çarşamba

Hey! Taxi...


-Dikkatiniz dağıl mıyor mu tv izlerken?
-Yok izlemiyorum, gülmek için dinliyorum.
-Hangi kanal bu?
-Seda Sayan. Bak şu Çiğdem var ya ( eliyle gösteriyor-izlemiyor yani) bunlar tribünde oturuyor. Her talip gelmesine 100 TL haneye yazılıyor. Anlıyor musun?
-Hadi ya!
-Tabi abla, bide bunlar var ya affedersin abla, başka amaçla da bu programları kullanıyorlar. Bak! şimdi kadın gelmiş, dul, bekar( dulları ayrıca belirtti.Onlar bekar sayılmıyor demek ki ) yada adam çocuklu, boşanmış fark
-Hay Allah! O kadar mı?
- Tabi abla ben tanıyom bazılarını.
-İzleme öyleyse kötü şeyleri.
-Yok ben izlemiyorum, gülmek için sadece.
etmez deyip 3-5 gün çıkıyorlar sonra anlaşamadık diye ayrılıyorlar. Sonra başkasına.
Ey Allah' cım mis gibi bindiğim taksiden sigara kokarak indiğime mi, Ağlanacak haldeki hallerimize gülen, ağlanılacak haldeki insanımıza mı güleyim-ağlayayım?
Ama yine de benim hala umudum var demek istiyorum. Eğitim şart mı? Evet ancak  koca koca adamlara-kadınlara eğitim de bir yere kadar. Bunun başka bir çözümü olmalı, olmalı, olmalı....

4 Aralık 2015 Cuma

Cep ...

Cep ajanda, cep harçlığı, cep feneri, cep aynası, cep tarağı, cep radyosu ...
Ne kadar büyük cebimiz varmış; herkes her bir şeyi cebe indirdi. Tabi ki hayatımızın anlamı, yokluğunda eksik, çıplak  kaldığımız, arkasında bambaşka bir kimliğe büründügümüz cep telefonunu unutmamak gerekir.

Genelde 9,9 Tl fiyatıyla kitapçılarda rastladığımız ve ekonomik olsun ki daha çok okunabilsin- en azından ben öyle düşünüyorum- mantığıyla basımı yapılmış  küçük el kitaplarını görürüz.

Bugün D&R a uğradığımda mini mini kitaplar gözüme çarptı. ''Yok artık!'' dedim. Fiyatına baktım 19 TL. Neden? Çünkü Hollanda'da basılmış. Neden? Çünkü Türkiye de bu basımı yapamamışlar. Kim? Can yayınları. Arkadaşım, hem küçük, hem pahalı, üstelik ne sağdan sola ne de soldan sağa okunuyor, sayfaları aşağıdan yukarıya çeviriyorsun diyorum. Kalıyorum.


 
Hani '' küçül de cebime gir'' derler ya tam öyle işte... Olmuş size mini minnacık  cep kitabı. Tam metin diye de not düşmüşler. Çevir çevir oku!

Fark yaratmak isteyenler için sanırım. Cebinize, en önemlisi gözünüze güveniyorsanız!







24 Kasım 2015 Salı

Öğretmenler günü ( ! )

Nike eşofman taytlar giydirilmiş cansız mankenler, rengarenk hayaletlere benzettiğim yukarıdaki ağdan aşağıya doğru asılmış - sarkıtılmış- etekleri rüzgarda havalanınca şişen içi boş elbiseler, çamaşır ipine asılmış allı yeşilli morlu rengarenk eşarplar arasında kalmış küçük bir masa. Masanın arkasında küçük bir tabureye oturmuş ağzı kıpır kıpır sessiz bir adam.

Masanın sağında siyah ve yeşil Gemlik zeytinleri 10 TL , solunda siyah ve yeşil Ayvalık zeytinleri 10 TL yazıyor. Havası alınmış ambalajlarda özenle paketlenmiş. Ev yapımı %100 organik yazısı. Tadımlık zeytinler ve ıslak mendili özenle masaya yerleştirilmiş.

Emekli öğretmen. 55 yıllık aşkından ayrılmaya karar vermiş. O nedenle de ağzında nikotin sakızı, çenesi çalışıyor (!)
Uzaktan bakıp geçiyor insanlar. Yakınına gelen ise şöyle bir tepeden bakıp,
''Niye ucuz?''
''Ambalajdaki ile tadımlık olan aynı mı ki?'' gibi sorularla Hocayı gülümsetiyorlar. Sohbet ediyoruz.

'' Torun bir oyuncak istiyor. Babaannesine söylemiş 260 TL. Benim onu alabilmem için 70 kg zeytin satmam gerek. Ama babası aldı.(?)

''Hocam fiyat çok ucuz ondan almıyorlar. Az ileride zeytinler 14-15 TL den başlıyor. Üstelik kimyasal ile  tatlanmış. Ambalaj yok. Fiyatları arttırın.

'' Ben zaten 10 TL ye kazanıyorum fazlasına gerek yok ki. Vicdanım el vermez.''

Ve sürekli gülümsüyor. Çünkü zamanında Aziz Nesin' le tanışmış ve memleketten insan manzaralarını görebileceği en iyi yerin pazar olduğunu söylemiş. Şimdi gözlem yapıyor, ağlanacak halimize-haline - gülümsüyor, gülümsüyoruz.ve gördüklerini not defteri yerine kullandığı müthiş hafızasına alıyor. Benim için not defterine ne yazdı bilemem ancak dilerim; gözlemler yazıldığı yerde kalmaz , 260 Tl değerindeki oyuncak sahibi torun, hocanın baktığı yerden bakıp onların paha biçilmez deneyimler olduğunu fark eder ve fark ettirir.

Gülümseyen, gülümseten öğretmenime- öğretmenlere- selam olsun.




13 Kasım 2015 Cuma

Neşe Hocam

Yer Kadıköy meydan. Fazlı'nın yerinde candan bir dostla içilen 5 çayı. Dedikodular yapılmış, programlar hazırlanmış keyifler süper. Dönüş yolu. Kalabalık meydanda yürürken birden bir kadına gözüm kaydı. Yürürken döndüm tekrar kadına baktım. Kadının yanındaki adamla göz göze geldik. Artık durmam gerekiyordu durdum ve adama;
'' Çok özür dilerim birisine benzettim de...'' Çünkü benzettiğim kişi bilmem(!)kaç yıl öncesine aitti.

Adam;
'' Adana?''
'' Evet!''
''Kız Lisesi?''
''Evveett!!''
'' Tamam bu da hocanız işte.''

Şaşkınlık, sarılmalar, el öpmeye çalışmalar, heyecan, mutluluk, özlem, yıllar, anılar, okulum, her şey, her şey su gibi aklımdan geçti kaldı orada.

Uzun uzun geçen yıllarda liseli Hatice büyüdü (!) . Ama Neşe hocam hala aynı kalmış. Yoksa nasıl tanırdım ben O güzelliği.  Mutlaka tekrar buluşacağız.

Dünya mı küçük, İnsan insana mı kavuşur bilemedim. Bildiğim bir şey varsa bu heyecanları, kavuşmaları seviyorum.





25 Ekim 2015 Pazar

Yansıma

Kahvaltıya gelmişler saat 14.00. Bu saatteki kahvaltıya brunch deniyor değil mi? Brunch niyeti ile  öğle yemeğini aradan kotarmak diyorum ben buna.

3-5 zeytin, açılmamış tereyağ ve reçel ,bal kutucukları, kibrit kutusu beyaz peynir, kibrit kutusunun yarısı kaşar peyniri ve üstten 2 çizikle kızartılmış, buz gibi boynu bükük sosisler ve ortada koca bir tabak patates kızartması. Yarısı yenmiş.
Garson brunch( branç) a gelen çiftin masasını toplarken genç kızın tabağındakiler olduğu gibi duruyor. Belki heyecandan belki de beğenmediği için yememiş.

Gözlerinde kuyruğunu uzattığı sürmesi (eyeliner), kaşlarına doğru uzanan kıvrık, gür, takma kirpikler, sırt kaşımak için bire bir uzun takma tırnaklar, çıt çıt ile uzatılmış saçlar,18 pont  kalın topuklu çizmeler. Ne kadar ağır bir yükü var! Bu kadar yükü taşımanın nedeni tek makyajı kirli sakal olan bir adama hoş görünmek ya da belki de kendini iyi hissetmek için kim bilir?

Ağır yükün altındaki kızcağızı görünce bir kitapta okuduğum cümle aklıma geldi. İnsan karşısındakinin kıyafetine aşık olurmuş. Belli ki kirli sakallı adam karşısında ağır bir yük taşıyan kadına, kadın adama aşık.

Saçı, kirpiği, tırnakları, topuklu pabuçları, göz kuyruğundaki sürmesi olmayınca kadının kirli sakallı adama aşkı devam eder de adamın...?

Ya kadın? Tüm çıplaklığıyla aynadaki kendini, aşık olunası bulur mu?
Taşıdığı yükün altındaki kendi, aynada gördüğü kendi ile aynı mı?

Yoksa gördüğü yansıma taşıdığı yükten, kirli sakal aşkından daha mı ağır ?






















19 Eylül 2015 Cumartesi

Kaliteli yaşam...

9 yaşındaki erkek çocuğu salya sümük ağlıyor, göz yaşlarının karıştığı sümüğünü bir eliyle silerken diğer elinde cips paketini sıkıca tutmaya çalışıyor. Oradan oraya gidip geliyor. Gidip geldiği yer annesi ve kız kardeşi - abla 10 yaş civarında-arası.

Anne bir elinde alışveriş arabası tutarken diğer elin işaret parmağı ile çocukları dürtüyor.

'' Bıktım sizden. Sizin yüzünüzden kaliteli hayat yaşayamıyorum. Sabah erken kalk işe git, akşam gel sizin kahrınızı çek. Bıktım sizden. Neden doğurduysam? Sevmiyorum seni. Sevmeyeceğim. ( erkek çocuğuna)''

''Ne olur sev beni. Özür dilerim. Bir daha yapmayacağım.''
'' Sevmiyorum işte! ''

Hıçkırıklar arasından yalvarışlar, yakarışlar;

'' Söz veriyorum sana kaliteli hayat yaşatacağım. Bir daha yapmayacağım.'' diyor erkek çocuk.

Kız çocuğunda ses yok hareketsiz ruhsuz duruyor. Annenin peşinden gidiyorlar.

Aradan 10 dk geçmişti ki tekrar rastladım. Aynı sahne devam ediyor. Erkek çocuk salya sümük, Kız çocuk donuk bakışlı ve anne bu kez;

Sen erkek olamayacaksın , işeyemeyeceksin'' diye hala dürtüp bağırıyor.

Bu sahne METRO marketin ortasında, hafta sonu ve bayram arifesi kalabalığında yaşanıyor.

Kimse sesini çıkarmıyor.

Kaliteli hayat nedir ki?

TDK kaliteyi bir şeyin iyi veya  kötü olma özelliği, nitelik olarak tanımlıyor.

Öyleyse iyi bir hayat için önce iyi bir anne olmalı, kaliteli çocuklar yetiştirmeli ki senin yaşayamadığın kaliteli hayatı çocukların sana yaşatsın yaşatabilsin.

Her şeyden önce kaliteli bir insan ol.
Sevmeyi öğren, hatta önce kendini sevmekten başla.

İnsanın kalitesi yaşadığı hayatla ölçülmez!









1 Eylül 2015 Salı

Vah Kadınım vah!

58 yaşında, aylık 120.000 TL-USD geliri olan, 3-5 maden ocağı ve holding sahibi 1 beyefendi (!) Seda Hanımefendi (!) nin evlilik programına çıkmış evlenecek olduğu kadında aradığı özellik olarak '' Para yemesini bilsin yeter '' demiş.

Kadının adı yok diye ölümüne  varlık savaşı veren kadınların, olmayan adına sıfatlar eklenmeye başladı. Evlenilecek ,eğlenilecek , börekçi, para yiyici...

Oysa bir kadın '' ben iyi para yerim'' diye programa çıksa ? O' nun sıfatı zaten ezelden beridir hazır.

O bir , O bir,  O bir  '' O...!''